Adalet mi? Tıpta yok!

Paylaş:

Dr. Onur Naci Karahancı


Yaşamın hiçbir alanında olmadığı gibi adalet, tıpta da yok. Boşuna biz tıp etiği çalışanlara  tıpta adaleti de sorup yormayın bizi. Peki siz tıp etiğine kafa yoranlar neye yararsınız diye sorarsanız, biz adalet arama çabasındayız. Sadece söylem ve yazı halinde kaldıkça da çabadan öteye gidemeyecektir. 

Yaşamın hiçbir alanında olmayan adaletin salgında da olmadığı açıktır. Tamam ama bu hastalık bizim gibi herkesi etkiledi gibi tartışmalar da ezilenlerin avuntusu haline gelmemelidir. Vay bu Corona zengin, siyah, beyaz ayırmadan bulaşıyormuş… Peki hepsine aynı oranda mı bulaşıyor? Siyah ve beyazda iyileşme oranları aynı mı? Hastalık bulaştığında immüniteyi güçlendirdiğini söylediğimiz iyi beslenme, iyi dinleme?.. Yazıdan sıkılıp devamını okumayacaklar bir cümlecik daha sabretsin: Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeceğim. Her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da adalet aramak hekimlik anlayışımızla, insanlığımızla çelişir. Peki adalet tartışmamızda bu coronanın farkı ne dersek, çok iyi bir turnusol olduğu açıktır. 

Küçücük virüs nasıl devletlerin, sağlık politikalarının turnusolü oldu dersek: Dünyada açlıktan ölenlerin, savaşta ölenlerin sayısı salgında ölenlerin kat be kat fazlası ama hiçbir zaman bu kadar pandemi tedbirleri gibi tedbirler alınmadı. Ne yazık ki tedbirlerin çoğu asıl sorumlular olan devletlerin değil bireylerin omzuna yüklendi. Tabi gene virüsün duyulmasıyla kendini adasına kapatan futbolcuyla, açlıkla hastalık arasında kalıp fabrikasına otobüsle gitmek zorunda olan işçi için bireysel tedbirler de aynı olamadı. 

Adaletsizlik konusunda asıl açmam gereken kısım, salgınla ortaya çıkan ama çok dillendirilmeyen sağlık emekçileri arasında adalet var mı tartışması. Yani iğneyi kendimize batırmamız gereken kısım. İbn-i Haldun, insan alışkanlıklarının çocuğudur demiş. Bu söylem tıp eğitiminde, akademide de aynen geçerli. Amirin, hocan, kıdemlinin yaptığı sağlık alışkanlığın olur. Yani yaşadığın gibi düşünmeye sonra da öyle olmaya başlarsın. 

Salgına dönersek: Bugüne kadarki sağlık yaklaşımı yoğunlukla hastaneler üzerinden, tedavi üzerinden, hangi ilacın daha yararlı olduğu üzerinden yürüdü. Sağlığın önleyici rolü çok gerilerde kaldı. Peki sağlık muhalefeti bu süreçte en önemli misyonunu ne olarak belirledi? Verilerin doğruluğunu sorgulama. Peki en büyük başarı olarak ne görüldü? Yaygın medyada görünür olma. Kötü mü, asla. Yeterli mi, hayır. Enfeksiyon hekimlerinin dominasyonuyla ilerleyen muhalif eleştiriler sonradan halk sağlığı, epidemiyolojiyi hatırladı. Yeterli mi, yine hayır. Hani sağlık alanına bütüncül bakıyorduk, süreci veterinerler, eczacılar, hemşeriler, hastabakıcılarla beraber değerlendirdik mi? Birlikte süreçle ilgili politikalar üretip yürüyebildik mi? Buna da cevabı yetersiz diye verelim şimdilik. Bu yetersizlik sorgulamaları uzayıp gider ama bizi güçlendirir.

Bir de hastanelerin içine bakalım. Salgınla mücadelede en çok hangi sağlık emekçisi enfekte olmuştur? Sıralamada önce taşeron çalışanlar, hemşireler, asistanlar… öncelikli çıkacaktır. Rastlantısal mı? Hayır. Bu gözlemsel sayılara itirazlar olabilir ama iş güvencesi, haklarını savunabilme örgütlülüğü gibi özgün durumları tekrar değerlendirdiğimizde görünmez sayılar görünür olacaktır. Asistan, uzmanlık eğitimi alan hekim olarak geçiyorsa, bu durum salgında da aynen geçerlidir. Acil durumlar hariç her anında asistana yol gösterecek eğitmenin etrafında olması da halen gereklidir. Uzmanlık gerektiren işlem risk durumu nedeniyle asistana havale edilemez. 

Sağlık bir ekip işidir mottomuz salgında çok daha yakıcı şekilde kendisini hissettirdi. Ama çalışma hayatımızda buna inanarak mı hareket ediyoruz? Taşeron çalışanın da biz hekimlerin koruyucu ekipmanlarının aynısından sahip olması hem onu hem de toplum sağlığını koruyacakken kaçı ulaşabiliyor?  Ekibimizdeki adaletsizliği görmeden tıpta adalet tartışmamız mümkün olamaz. Bu eleştiri, sağlıkta var olan ama çok gündemimize almadığımız kast sistemi içinde en yükseklerde bulunanların emeklerini, fedakârlıklarını yok saymak için değil. Ancak dedim ya bu virüs adalet turnusolü. Jose Saramago Bilinmeyen Adanın Öyküsü kitabında Adayı görmek için adadan dışarı çıkmak gerektiğini, kendimizden çıkmadıkça kendimizi görmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum der. Unutmamamız gerekir ki hekimlik andı biz hekimleri kutsamaz, sorumluluk verir.

Marx’ın dediği gibi filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir. Etik de felsefenin bir alt dalı olduğuna göre salgında adaleti, tıpta adaleti biraz da olsa yorumlamaya çalıştım. Asıl iş, hekimlerin/sağlık emekçilerinin salgın süreci de dahil her zaman adaleti sağlayacak değiştirici rolünü üstlenmesi ve adaletin sürekliliği için özeleştirel çaba sarf etmesi gibi görünüyor.