Türkiye’de Yoksulluk Görünümleri

 

Türkiye’nin değişmeyen ve en güncel toplumsal sorunlarının başında yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği geliyor. Nüfusun geniş katmanlarının eğitim, sağlık, barınma, beslenme, kültür-sanat gibi faaliyetlerini ve kamu hizmetlerine erişimini etkileyen yoksulluğun nedenleri oldukça çeşitli.  Öncelikle neden kuşkusuz kapitalist üretim tarzıdır. Yoksulluk ve gelir dağılımı eşitsizliği kapitalizme içkin ve yeniden üretilen olgulardır. Sermaye, gerek siyasi kurumlarda gerekse toplumsal yapıda merkezi bir konuma yerleştikçe üretim ve bölüşüm politikalarını kendi çıkarlarına göre şekillendirir. Ücretli çalışanlar ve işsizler için sömürü, üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanlar için kar ve rant anlamına gelen bu sürecin dolaysız sonucu, sınıflararası ilişkilerin bir sınıfın yararına olacak şekilde bozulmasıdır. Dünya Bankası'nın Yoksulluk ve Paylaşılan Refah Raporu'nun 2022 verilerine göre başta Sahra Altı Afrika'da yaşayanlar olmak üzere yaklaşık 600 milyon insanın 2030 yılına kadar günde 2,15 doların altında geçineceği tahmin ediliyor. Gelişmekte olan ekonomilerde ise ortalama yoksulluk 2,4 puan daha yükselecek.

Yoksulluğu ve eşitsizliği yaygınlaştıran ve derinleştiren diğer bir faktör, hükümetlerin benimsediği kalkınma ve büyüme modellerinden yana tercihleridir. Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan inşaat odaklı büyüme modeli ve inşaat sektöründe oluşan darboğaz nedeniyle yerine geçen ihracata dayalı rekabetçi model, ücretleri ve refah seviyesini düşürmekte, şirketlerin kar oranlarının ve ihracat rakamlarının altında seyretmesine yol açmaktadır. Bu da emeğin milli gelirden aldığı payı azaltırken, sermayenin payını artırmakta, reel ücretlerin alım gücünü aşağı çektiğinden ötürü yoksullaşma örüntülerini çoğaltmaktadır.

Yoksullaşma olgusuna dair bütüncül bir kesit sunarken birkaç parametre incelenebilir.

1) Gelir Dağılımı Eşitsizliği

TÜİK'in açıkladığı büyüme verileri gelir dağılımındaki adaletsizliği net şekilde gösterir. Buna göre emekçilerin milli gelirden aldığı pay yüzde 30,1'den yüzde 26,5'e düşerken, sermayenin milli gelirden aldığı pay ise yüzde 52,5'ten yüzde 54,5'e yükselmiştir.

TÜİK verilerine göre, en yüksek eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirine sahip yüzde 20'lik grubun, toplam gelirden aldığı pay 1,3 puan artışla yüzde 48'e çıkarak 16 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

 

World Inequality Lab tarafından hazırlanan 2022 Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre 2021 yılında Türkiye’de en yüksek gelir grubunda yer alan yüzde 10’luk grubun ortalama geliri, en az kazanan yüzde 50’lik gruptan 23 kat fazladır.

BİSAM en son araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 10 bin 434 lira, yoksulluk sınırı ise 36 bin 91 liraya yükseldi. Buna göre yoksulluk sınırı 11 bin 402 lira olan asgari ücretin 3 katına çıktı.

 

2) Tüketim Harcamaları

TÜİK Hanehalkı Tüketim Harcaması rakamları incelendiğinde yoksulların ve dar gelir gruplarının barınma ve beslenmeye daha çok bütçe ayırırken, eğitim, sağlık ve kültürel aktivitelere daha az ayırdığı görülür. Türkiye genelinde hanehalklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en yüksek payı yüzde 22,8 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları almıştır. En düşük payı alan harcama türleri ise yüzde 1,4 ile eğitim hizmetleri, yüzde 2,2 sağlık ve yüzde 2,5 ile eğlence ve kültür harcamalarıdır.

Gelire göre sıralı yüzde 20’lik gruplar itibarıyla tüketim harcamalarının 2022 yılındaki dağılımına bakıldığında; en düşük gelir grubu olan birinci yüzde 20’lik grupta yer alan hanehalkları, gıda ve alkolsüz içecek harcamalarına yüzde 35,8, konut ve kira harcamalarına yüzde 29,3, ulaştırma harcamalarına yüzde 8,3 ve mobilya ve ev eşyası harcamalarına yüzde 5,5 pay ayırdı. En yüksek gelir grubu olan beşinci yüzde 20’lik grupta yer alan hanehalkları ise ulaştırma harcamalarına yüzde 28,5, konut ve kira harcamalarına yüzde 19,3, gıda ve alkolsüz içecek harcamalarına yüzde 16,6 ve lokanta ve otel harcamalarına yüzde 6,8 pay ayırdı.

 

3) Sosyal Yardımlar

Türkiye’de nüfusun yaklaşık yüzde 32’si sosyal yardımlarla ayakta kalabiliyor.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın 2022 faaliyet raporundaki bilgilere göre 2018'de sosyal yardım alan hane sayısı 3 milyon 494 bin 932 iken, 2022'de bu sayı 4 milyon 419 bin 286 haneye ulaştı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Eski Bakanı Derya Yanık’ın 2023 yılı bütçe sunuş konuşmasına göre 2022 yılında 60 milyon kişi ekonomik ve sosyal yardım alabilmek için Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemine kayıt yaptırdı. Kayıtlı hane sayısı 2014’te 8 milyon iken 2021’de bu sayı 17.7 milyona çıktı.

 

5) Çocuk Yoksulluğu

Türkiye’de 2020 verilerine göre hanelerin yüzde 15’i, tüm çocukların ise üçte biri yoksul olarak sayılıyor. Eurostat verilerine göre en fazla barınma sorunu yaşayan çocuk Türkiye’de.

TÜİK’in UNICEF ile yaptığı anlaşma gereği yayımladığı Türkiye Çocuk Araştırması Raporuna göre 2022 yılı boyunca “et, tavuk, balık” grubunu her gün tükettiğini söyleyen çocukların oranı yalnızca yüzde 12.7 iken çocukların büyük çoğunluğu makarna tüketmiş. Düşük gelirli hanelerde, “et, tavuk ve balık” grubundan besinleri her gün tükettiğini söyleyen çocukların oranı yüzde 8 iken, yüksek gelir grubu için bu oran yüzde 19,7’ye ulaşıyor.

6) Kadın Yoksulluğu

DİSK verilerine göre 2006 yılında kadınların aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin 2 katıyken 2020’de kadınların ortalama ücret ve maaşları asgari ücretin 1,5 katına geriledi.

2018’de dar tanımlı kadın işsizliği yüzde 13,7 ve geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 22,5 iken, 2022’de dar tanımlı kadın işsizliği 13,4 ve geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 28,4 oldu.

DİSK/Genel-İş'e bağlı Emek Araştırma Dairesi'nin raporuna göre 3,2 milyondan fazla kadın haftalık 45 saatten fazla çalışırken, her 10 kadından 3’ünün sosyal güvencesi bulunmuyor. Toplam kadın istihdamının yüzde 32,5’i kayıt dışı ve güvencesiz çalıştırılırken 2022 yılı 4. çeyrek verilerine göre 10 milyon 298 bin kadın istihdamının yüzde 67,4’ü yani 6 milyon 951 bini kayıtlı, yüzde 32,5’i yani 3 milyon 347 bini ise kayıt dışı çalıştırılıyor.